Toplumumuzda onca sorun varken neden buna değindiğimi soranlar elbetteki olacaktır. Biraz da olaylara başka bir taraftan bakmak lazım. “Baykal’ın son kasedi müzik marketlerde” konulu haberler zaten içimizi yeterince bunalttı. Bu haberlerin gelip geçici olduğunu hepimiz biliyoruz ama yıllardır değişmeyen sorunlarımızdan en büyüğü ve mühimi olan bilim kurgu filmlerindeki uzay temalı filmlerin genel mekan sorununa. Artık bir başka yazımızda da karakter ve ırk sorununa değiniriz. Mekan sorunu nedir diye aklınızdan geçirmeye başladığınız şu anlarda zihninizin aradığı besini sunmaya başlayalım. Mekan kavramını ikiye ayırıp işimizi kolaylaştıralım. İç mekan (uzay gemisinin içi, uzaylıların evinin içi) ve dış mekan (gezegenin iklimi, coğrafyası, yapılar ve yaşam alanları vb.) Mekan sorununu genel olarak tanımlayıp yalnızca iç mekana yoğunlaşacağım. Dış mekan sorunları için ayrı bir yazı yazarım belki.
“Bakınız ben diyorum ki bu ülkenin sorunu bariz çelişkiler içinde olması. İşte, uzağa gitmeye ne gerek var, tepede soğuk mu soğuk bir güneş görev yapmakta, canlı olan insanlar sanki ölüymüşler gibi olan bitene seyirci kalmakta, suçu işleyen yargıçken, kurban mahpusta, yalancı olan hükümetken, hakikat bulaşıcı hastalık gibi takip ve baskı altında, öğrenciler kuşatılmışken, hırsızlar ellerini kollarını sallamakta, cahillere üniversitelerde kürsü dağıtılırken, bilge olanlar bir kenara itilmekte, yan gelip yatan zenginlik içindeyken, çalışanın elleri boş bırakılmakta, azınlık yönetirken, çoğunluk boyun eğmekte, çok sahip olan daha fazla sahip olurken, az sahip olanın elinde hiçbir şeyi kalmamakta ve kötü olan ödüllendirilirken iyi olan cezalandırılmakta.”
Güneybatı Meksika dağlarında Komutan Yardımcısı İsyancı Marcos’un mektubundan alıntı.
21 Şubat 2000
Ülkemizde bir moda olan “xxx ülkesinin mallarını boykot” kampanyasına ben de Google boykotu ile katılmayı düşünüyorum. Sebebi ise artık dev bir online çöplük olan google ın tamamen yanlış ve saçma arama sonuçları vermesi. Konuyu biraz daha geriden ele alarak yazayım. İnternetin ülkemizde hızla yayıldığı 1996 ve 2000 yılları sürecinde çoğu insanımız yahoo yu bilirdi. Internet demek yahoo demekti ve girip orda ne konuda bilgi edinmek isterseniz yazardınız. Zaten başka şekilde link yazarak bir siteye gitmek imkansız gibiydi çoğu kişinin gözünde. Hatta bu kavrama çoğu kişi oldukça yabancıydı. Ancak yahoo kısa süre içinde hızla şişmeye başladı. Ana sayfa, yüzlerce linkin olduğu, haberlerin, maillerin magazinin olduğu, kocaman bir karamaşaydı artık. Tam da bu sıralarda google projesinden bahsedilmeye başlandı. Sayfayı ilk gördüğümde ben de büyülenmiştim. Sadece bir “text-box” ve “search” butonu. İşte budur demiştim. (more…)
Gerek kurgusu gerek içeriği ile çok beğendiğim bir kitap. Meşhur Fermat Teoreminin hikayesini mükemmel bir şekilde anlatan bu kitabı, içindeki matematiksel teoremlerin hiçbirini atlamadan bir solukta okudum. Kitabı elinize alıp gözattığınızda bir matematik kitabı imajı veriyor ve özellikle matematiğe yabancı dimağları korkutabiliyor. İlk bölümlerde hikayeyi eski yunandan başlatıp günümüze kadar mükemmel bir ustalıkla işleyen ve değindiği her konunun aslında Fermat’nın teoremi ile bir şekilde ilişkisi olduğunu sunan üslubuyla, bu teoremleri sunan matematikçilerin yaşamlarını da çok iyi işleyerek ilerliyor. Bu yaşamlardan, matematiğin ötesinde de bir çok bilgi ediniyoruz. Bahsedilen matematikçilerden bir çoğu tanıdık bildik isimler; Pisagor, Euler, Cauchy, Lagrange, Gauss, Alan Turing, John von Neuman. Bunlara bir çok önemli ve yeni isim ekliyoruz ki bunların en önemli üç tanesi Taniyama, Shimura ve Andrew Wiles.
Simon Singh’in kitabı özellikle bilimsel veya teknik alanlarda çalışan herkes için tam bir ilham kaynağı olmanın ötesinde aynı zamanda bir yol gösterici ve bir rehber. Büyük dehaların nasıl yılmadan çalıştıklarını, amaçlarına ulaşmalarındaki kararlılıkları ve bilimin gelişiminin önemli adımlarını görüyoruz. Aynı zamanda bilimsel duraklama hatta gerileme dönemlerinin hangi bağnazlıklar sonucu olduğunu insalığa zarar veren sapkın fikirlerin nasıl bilime karşı savaş verdiğini de görüyoruz. (more…)
Meşhur, aylık popüler bilim dergimiz olan Bilim ve Teknik’ten bahsedeceğim. Bir süredir dergiyi takip etmiyordum ancak şu son evrim tartışmalarından sonra Haziran ayında yeniden kapak konusu evrim olunca biraz da inadına derginin Haziran sayısını aldım. Gerçekten çok güzel bir sayı ve ben görmeyeli bilim teknik dergisi oldukça güzel bir tarza da kavuşmuş. Yazıları ve içeriği ile oldukça okunaklı ve ilgi çekici. Özellikle Haziran sayısı sadece evrim kapak konusu ile çıkmamış amiyane tabiriyle evrim karşıtlarına da kapak olmuş.
Oldukça geniş yer ayrılmış evrim konusuna ve genetikten sanata, dilbilimden virüslere kadar çeşitli başlıklarda evrim ele alınmış. Özellikle virüsler ile ilgili olan yazı gerçekten çok güzel bir konuya çok güzel bir şekilde değinmişti. Zaten önyazısını okuyunca gerisini de getiriyorsunuz. 2003 yılındaki gen haritası çalışmalarından elde edilen çok ilginç bir bulgudan bahsediyordu. İnsan DNA’sının %8 gibi önemli bir kısmını, milyonlarca yıldır insan türünü hedef alan virsülerin kalıntılarının oluşturduğundan bahsediyordu. İnsan DNA’sının bir parçası haline gelen bu virüslerin insan kökeni hakkında nasıl fikir verdiğini de açıklıyordu. Daha fazla “Spoiler” vermeyip dergiyi tükenmeden edinmezi tavsiye edeceğim.