<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ali Cihan Çıplak &#187; Toplumsal</title>
	<atom:link href="http://www.alicihan.com/category/toplumsal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.alicihan.com</link>
	<description>A blog for ideas and more...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 13 May 2010 15:52:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bu Ülkenin Sorunu</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2009/08/08/bu-ulkenin-sorunu/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2009/08/08/bu-ulkenin-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2009 13:13:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[“Bakınız ben diyorum ki bu ülkenin sorunu bariz çelişkiler içinde olması. İşte, uzağa gitmeye ne gerek var, tepede soğuk mu soğuk bir güneş görev yapmakta, canlı olan insanlar sanki ölüymüşler gibi olan bitene seyirci kalmakta, suçu işleyen yargıçken, kurban mahpusta, yalancı olan hükümetken, hakikat bulaşıcı hastalık gibi takip ve baskı altında, öğrenciler kuşatılmışken, hırsızlar ellerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_147" class="wp-caption alignleft" style="width: 214px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/08/subcomandante_marcos1.jpg"><img class="size-full wp-image-147 " title="subcomandante_marcos" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/08/subcomandante_marcos1.jpg" alt="Subcomandante Marcos" width="204" height="277" /></a><p class="wp-caption-text">Subcomandante Marcos</p></div>
<p>“Bakınız ben diyorum ki bu ülkenin sorunu bariz çelişkiler içinde olması. İşte, uzağa gitmeye ne gerek var, tepede soğuk mu soğuk bir güneş görev yapmakta, canlı olan insanlar sanki ölüymüşler gibi olan bitene seyirci kalmakta, suçu işleyen yargıçken, kurban mahpusta, yalancı olan hükümetken, hakikat bulaşıcı hastalık gibi takip ve baskı altında, öğrenciler kuşatılmışken, hırsızlar ellerini kollarını sallamakta, cahillere üniversitelerde kürsü dağıtılırken, bilge olanlar bir kenara itilmekte, yan gelip yatan zenginlik içindeyken, çalışanın elleri boş bırakılmakta, azınlık yönetirken, çoğunluk boyun eğmekte, çok sahip olan daha fazla sahip olurken, az sahip olanın elinde hiçbir şeyi kalmamakta ve kötü olan ödüllendirilirken iyi olan cezalandırılmakta.”</p>
<p>Güneybatı Meksika dağlarında Komutan Yardımcısı İsyancı Marcos’un mektubundan alıntı.<br />
21 Şubat 2000</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=145&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2009/08/08/bu-ulkenin-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Askerlik Kavramına Eleştirel Bakış ve TSK</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2008/03/08/askerlik-kavramina-elestirel-bakis-ve-tsk/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2008/03/08/askerlik-kavramina-elestirel-bakis-ve-tsk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Mar 2008 13:31:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[askeri eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[assubay]]></category>
		<category><![CDATA[disiplin]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[subay]]></category>
		<category><![CDATA[TSK]]></category>
		<category><![CDATA[yanaşık düzen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/2008/03/08/askerlik-kavramina-elestirel-bakis-ve-tsk/</guid>
		<description><![CDATA[Hayatımın en ilginç, en gereksiz ve en farklı dönemlerinden birini (askerliği) yaşayan biri olarak aklımdakileri yazarak işe başlayayım. Tabi ki yazımı yazarken “toplumu askerlikten soğutmak” gibi bir suçu işlemek istemem. Buna rağmen belirtmem gereken bir nokta var ki o da askerliğin özellikle üniversite mezunu çoğu kişi için çok ciddi bir kayıp olduğudur. Size ne söylenirse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="padding: 5px; float: right" src="http://www.alicihan.com/images/asker.jpg" alt="ordu, asker" width="186" height="126" />Hayatımın en ilginç, en gereksiz ve en farklı dönemlerinden birini (askerliği) yaşayan biri olarak aklımdakileri yazarak işe başlayayım. Tabi ki yazımı yazarken “toplumu askerlikten soğutmak” gibi bir suçu işlemek istemem. Buna rağmen belirtmem gereken bir nokta var ki o da askerliğin özellikle üniversite mezunu çoğu kişi için çok ciddi bir kayıp olduğudur. Size ne söylenirse söylensin gelirken size anlatılanlardan çok çok farklı bir ortamla karşılaşacaksınız. Çünkü askerlik tek bir biçimde icra edilmiyor, tamamen bulunduğunuz yerdeki fiziki koşullara ve daha da önemlisi rütbelilere bağlı olarak inanılmaz değişkenlik gösteriyor. Bende de olduğu gibi çoğu kişi mutlaka askerliğin kendilerine bir şeyler katabileceği beklentisi ile gidiyor. Elbetteki askere gidip de kendi kişiliğinize ve hayat tecrübenize yenilikler katabilirisiniz ancak ben şahsen bu tecrübeyi edinmek için bu kadar eziyete katlanmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Üniversite veya yatılı okul gibi toplu yaşanan yerlerde bulunan ve ailesinden ayrı kendi ayakları üstünde durmaya alışan bir insan zaten bu tecrübeyi edinmiş oluyor.  Bunların ötesinde ordunun işleyişi ile ilgili de eleştirilerimi sunmak isterim.<span id="more-19"></span></p>
<p class="western" style="margin-bottom: 0in" lang="tr-TR">
<p class="western" style="margin-bottom: 0in" lang="tr-TR">TSK’nin öncelikle çok ciddi bir modernleşmeye ihtiyacı olduğu inanılmaz bir şekilde dikkatinizi çekiyor. Üstten alta her nokta geri kalmış durumda. İdari işlerden ve iletişimden başlayalım. Amerikan ordusu 1960’larda daha verimli bir iletişim sağlamak için çalışıp çabalayıp bu günkü internetin temellerini atmıştı ve şu anda dünyanın önde gelen orduları teknolojileri ile övünüyor. Oysa bizde durum tam tersi. Çoğu profesyonel askeri personelimiz daha yeni bilgisayar kullanmaya başlamış ve şu anda kullanılan askeri iletişim sistemi ise hala telsiz ve faks düzeyinde. Çoğu bilgisayar internete bağlı bile değil çünkü korkuluyor internetten. Güvenlik sorunlarından tutunda virüslere kadar, kendi personelinin suistimal etmesine kadar her şeyinden korkuluyor internetin. Bilgisayara daktilodan öte bir muamele yapılmıyor. Çağımızın en büyük iletişim teknolojisinden mahrum kalmak pahasına kimse cesaret edemiyor bilgisayarı hakkıyla kullanmaya. Bırakın interneti askeri birimlerin çoğunda bulunan bilgisayarların kendi arasında bağlantısı dahi yok. Resmi işler hala 1800 lü yıllardan kalma yöntemlerle çözülüyor. Bir sürü evrak (elle yazmak yerine yazıcıdan çıkarılmış) ordan oraya imza ve mühür döngüsü içerisinde dönüp duruyor. Bu noktayı daha da detaylandırmadan diğer sorunlara geçelim. Silahlar hala 2. dünya savaşı sonrası kullanılan mekanizma ve atış mantığında; yani isabeti zayıf patlama şiddeti ve çıkış enerjisi yüksek olan ağır ve hantal klasik otomatik piyade tüfeği G-3 de ısrar ediliyor. Yeni yeni daha modern bir piyade tüfeği olan HK-33 yaygınlaşıyor.  Giysiler kısmına hiç değinmeyeceğim oldukça kullanışız ve hareketi kısıtlayıcı, soğuktan veya sıcaktan korumaktan aciz gereksiz kıyafetler. Olumlu olaraksa, özellikle yakın muharebe amaçlı yetiştirilen (komando) askerlerde oldukça iddialı bir fiziksel eğitim var ancak tüm dünyadaki ordulara has bir problem olan eski savaş tarzlarına uygun ordu kurma sorunu hala devam ediyor. Nedir bu sorun peki? Eski savaşlarda, kılıçla yakın muharebe olsun tüfeğin ilk icat edildiği yıllar olsun, toplu hareket ve birliktelik hep önemliydi. Binlerce insanın gücünü birleştirmesi veya birlikte uyumla mücadelesi ciddi önem teşkil ediyordu. Oysa günümüzde bu tarz bir savaş yönteminin kaldığını düşünmüyorum. Gerek terörle mücadele alanında gerek de diğer savaşlarda artık az sayıda askerin güçlü bir iletişim ile verimli çalışması önemli. Yani 1000 tane askerin aynı anda adım atması, kılıç sallaması ya da mermi sıkması mühim değil. Mühim olan askerler arası birlikteliğin ciddiyet ve disiplinin sağlanması. Bunu sağlamak için yanaşık düzen eğitiminin baştan sona elden geçmesi gerekiyor.</p>
<p class="western" style="margin-bottom: 0in" lang="tr-TR">Profesyonel rütbeli personele güven konusunda bence TSK&#8217;nin daha çok yol alması lazım. Subay kadrosunun seçiminde gösterilen titizlik daha alt rütbelerde de uygulanırsa ve mesleki eğitim konularında assubay ve uzmanlar daha fazla eğtim görürse belki daha sağlıklı bir işleyiş sağlanabilir. Ancak bu eğitimler &#8220;sözde&#8221; olmamalıdır. Aynı şekilde askerliği sadece bir meslek değil daha fazlası olarak düşünen bir personel ortaya çıkarabilmelidir bu eğitimler. Subay kadrosunda bu konuda fazla sorun olmamasına rağmen assubay ve uzmanlarda işsizlikten kurtuluş umudu olarak görüldüğü için mesleki zorluklara katlanma veya sorumlukları tamı tamına yerine getirme hususunda çeşitli sıkıntılar yaşanabilmektedir. Bu husus aşılmadan ve eğitim daha iyi seviyelere taşınmadan personele sorumluluk verecek boş bir güven elbetteki anlamsız olacaktır. Bunu sağlamanın en iyi yolu savaştığı değerleri çok iyi bilen, ciddiye alan ve onlara saygı duyan profesyonel personel yetiştirmektir. Benzer teorik eğitimler askerlere de verilmelidir. Israrla üzerinde durmak istediğim nokta budur, en iyi asker en iyi koşan ya da en iyi vuran asker değil savaştığı ideallere en bağlı askerdir. Bu idealleri özellikle erlere de aktarabilmek için tamamen modern ve içeriği titizlikle seçilmiş teorik eğitimler de verilmelidir.</p>
<p class="western" style="margin-bottom: 0in" lang="tr-TR">
<p class="western" style="margin-bottom: 0in" lang="tr-TR">Gelişime ve yeniliğe açık bir askeri zihniyet olmadıkça ve, daha iyi eğitimli ve değişime çabuk uyum sağlayabilen bir personel olmadıkça, teknolojik değişimleri veya yeni askeri yöntemleri hızla uygulama konusunda sorun yaşanacaktır. Bunu sağlayamayan bir askeri kurumun günümüz dünyasında tutunması oldukça zor olacaktır. Şu anda askeri açıdan çok önemli ve eşsiz bir özellik olan yakın-savaş tecrübesini çok daha iyi değerlendirmek için bahsedilen eksiklikler konusunda ciddi adımlar atılmalıdır.</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=19&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2008/03/08/askerlik-kavramina-elestirel-bakis-ve-tsk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Medya ve Postmodern Bilgi Kirliliği</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2007/12/06/yeni-medya-ve-postmodern-bilgi-kirliligi/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2007/12/06/yeni-medya-ve-postmodern-bilgi-kirliligi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Dec 2007 16:11:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kitle]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/2007/12/06/yeni-medya-ve-postmodern-bilgi-kirliligi/</guid>
		<description><![CDATA[Çoğumuz, gün geçtikçe medyanın ayrı bir ekonomik, siyasi ve psikolojik güç olduğunun farkındayız. Ancak farkında olmamız gereken diğer bir konu da elinde tuttuğu bu gücü arttırmak için kullandığı yöntemleri de sürekli geliştirdiğidir. Şimdiye kadarki süreçten biliyoruz ki çok geniş bir kitleye erişebilme gücü en etkili silahıydı. Bu erişimi görsel ve basılı araçları ile sürekli en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğumuz, gün geçtikçe medyanın ayrı bir ekonomik, siyasi ve psikolojik güç olduğunun farkındayız. Ancak farkında olmamız gereken diğer bir konu da elinde tuttuğu bu gücü arttırmak için kullandığı yöntemleri de sürekli geliştirdiğidir. Şimdiye kadarki süreçten biliyoruz ki çok geniş bir kitleye erişebilme gücü en etkili silahıydı. Bu erişimi görsel ve basılı araçları ile sürekli en üst düzeyde kullanıyordu. Bu kitle hakimiyeti internet gibi daha özgür, daha bireysel ve de daha ucuz bir ortamda yıpranmaya başladığını görmüştük. 2006-2007 süreci ise genel olarak basının kitle kontrolüne yeni bir araç olarak interneti de eklemesi ile bir nevi zafer dönemi olarak önümüzdeki basın diktatörlüğü sürecinin habercisi oldu.<br />
<span id="more-18"></span><br />
İnternetin hızla yayıldığı ilk yıllarda tüm dünyadaki medya sektörü paniklemişti, ancak müzik sektörünün yaptığı hataları yapmadılar ve yeniliği reddetmek yerine onu kendi çıkarlarına uygun olarak dönüştürmeyi başardılar. Çünkü medya kurumlarının asıl gücü olan bilgiyi elde etmenin önemini anladılar. Elbetteki bilgiyi edinebilme gücü, bu bilgiyi değiştirip dönüştürüp gerektiğinde filtreleyip ideolojik ve ekonomik çıkarlarına uygun halde sunmayı da sağlıyor. İnternetin bu sisteme dahil olması yeni yöntemler gerektiriyordu ve bu da yeni bir süreci doğurdu.</p>
<p>Yakın bir zamana kadar medyanın fikir empoze etmek için seçtiği hedef kitle daha çok tarafsız siyasi görüşteki, okuma alışkanlığı az olan ve nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan ortalama bireyler ve bunun biraz alt ve üst grubuna dahil kimselerdi. Özellikle biraz daha aydın kesimler için hazırlanan haberler kendi gazete veya dergilerinin radikal versiyonlarla ve daha süslü anlatımlarla şekillendirilmesi ile oluşturuluyordu. Daha az okuyan kitle için de fotoğraf ağırlıklı az sayfalı, daha ucuz fiyatlı (ekonomik gücün de fikirlere etkisini düşünürsek) sürümler hazılarlardı. Ancak erişmekte veya erişseler bile fikirlerini değiştimekte çok zorlandıkları *aydın kesime bir türlü nüfuz etmeyi başaramıyorlardı. İşte internetle birlikte girilen bu yeni süreç aydın ve düşünen kesimin medya tarafından en çok yönlendirildiği ve fikirlerinin hatta düşünüş biçimlerinin değiştirildiği dönem oldu. Çünkü haber yaymak ucuzdu ve çok fazla kez deneme şansı vardı.</p>
<p>Medyayı hep sorgulayan ve eleştirel bakış açısını kaybetmeyen bu kitle elbetteki klasik yöntemlerle alt edilemezdi bunun için hem bilgi kirliliği hem de yöntem bozukluğu kullanıldı. Yöntem bozukluğunun en somut örneği komplo teorileri ile yaklaşım geliştirmektir. İlk başta çok da ciddiye alınmayan ve şu anda neredeyse her olay için ortaya atılan bu teoriler sadece aydınları değil herkesi etkiledi. Komplo teorilerinin daha detaylı etkileri için bkz: <a title="Komplo teorileri ve bilgi kirliliği" href="http://www.suleyman.web.tr/2007/12/01/komplo-teorileri-ve-bilgi-kirliligi/" target="_blank">&#8220;Komplo Teorileri ve Bilgi Kirliliği&#8221;</a></p>
<p>Demokrasiler için en büyük tehdit ve tehlikeyi oluşturan ve de toplum için bireysel  diktatörlükten daha kötü sonuçlar doğuran medya diktatörlüğü Artık toplum psikolojisini laçkalaştırmıştır. Öyle bir hal aldı ki, artık aşırı dozda bilgi kirliliği ve yöntem bozukluğu birçok kişinin bakış açısını şekillendirmiş ve çıkarım yapma sürecini belirler hale gelmiştir. Bu ortama medyanın kendi yazarları ve bir kısım bilim adamı geçinen yobaz da dahil olunca tüm bu sistem hem kendini hem de insanlığı çürütmeye başlamıştır. Düşünüş bozukluğunun ve cahilliğin toplumlara etkisi korkunç boyutlardadır. Bu durumun en çok öne çıktığı ortaçağ döneminin insanlığa kaybettirdikleri hatırlanmalıdır. Milattan önceki devirlerde yaşayan filozofların ve düşünürlerin çalışmalarını ve bakış açılarını kendilerinden 1000 &#8211; 1500 yıl sonra yaşayanlarla kıyaslamak bile bunu çok net gösteriyor. İnsanlar, Ortaçağ karanlığından çıkmak için dini kurumların çarpık yaklaşımları, bilimsel olmayan yöntemleri ve bunların sonuçları olan saçma bilgileri ve bilgi edinme yöntemlerini reddedip daha doğru bir düşünüş ve yeni bilimsel yöntemler kullanmışlardır (sebep-sonuç ilişkisi gibi).</p>
<p>Henüz geri dönülemeyen bir noktaya gelmeden ve insanlık tarihi asırlarını ve milyonlarca insanı kaybetmeden bu sürecin mutlaka ve mutlaka düzelmesi gerekmektedir. Kısa veya uzun vadeli herhangi bir çıkarın toplumları yeni karanlık çağlara sürüklemesine izin verilemez.</p>
<p><span style="font-size: 11px">* Aydın sözü ile herhangi bir kesim kastedilmiyor. Fikri ne olursa olsun bilimsel bir bakış açısına sahip ve sorgulayan bireyler kastediliyor.</span></p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=18&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2007/12/06/yeni-medya-ve-postmodern-bilgi-kirliligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölümler ve Toplum</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2007/09/29/15/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2007/09/29/15/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Sep 2007 13:24:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[cinayetler]]></category>
		<category><![CDATA[haberler]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[ölümler]]></category>
		<category><![CDATA[Ölümler ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[savaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/2007/09/29/15/</guid>
		<description><![CDATA[Yakın bir zamana kadar ölüm ve öldürme bu kadar sıradan mıydı? Bilmiyorum ama günümüzde cinayetler ve ölümler çok sık karşılaştığımız olaylar haline geldi. Elbetteki bunda en büyük pay sahibi gelişen iletişim teknolojileri. Hep olumlu yönlerinden bahsederdik ama böyle olumsuz yönlerinden de yeri geldiğinde bahsetmek lazım. Haberleri izlediğimizde ya da okuduğumuzda o kadar çok ölüm haberiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın bir zamana kadar ölüm ve öldürme bu kadar sıradan mıydı? Bilmiyorum ama günümüzde cinayetler ve ölümler çok sık karşılaştığımız olaylar haline geldi. Elbetteki bunda en büyük pay sahibi gelişen iletişim teknolojileri. Hep olumlu yönlerinden bahsederdik ama böyle olumsuz yönlerinden de yeri geldiğinde bahsetmek lazım. Haberleri izlediğimizde ya da okuduğumuzda o kadar çok ölüm haberiyle karşılaşıyoruz ki artık olağan hale geldi herkes için. Bu haberler adli cinayet haberleri olabileceği gibi savaşlar, trafik kazaları, hastalıklardan dolayı v.b. olarak da karşımıza çıkıyor. Farklı formlarda da olsa sonuçta hep kaybedilen insanlardan bahsediliyor. Tüm bunların içinde savaşlardan dolayı yaşamını yitirenler en çok öne çıkanı. Cinayet işleme ve savaşta düşmanı öldürma kavramlarını birlikte ele alarak konuyu biraz daha detaylandıracağım.</p>
<p>Toplumumuzda veya dünyadaki diğer toplumlarda  insanlarda (özellikle erkeklerde) silah veya kesici alet taşıma eğilimi vardır. Cinayetlerin hemen hepsi de bunlarla işlenir. Oysa asıl nokta  cinayeti işleyendir.  Yani katillik silahın veya bıçağın değil insanın bir özelliğidir.  Başkasını öldürme davranışını gerçekleştirecek kadar kendi türüyle düşmanlaşan ve kendi benliğiyle inatlaşan insanların özelliğidir. <span id="more-15"></span>Öldürme ve ölümlere alışma durumun olağanlaşması ve kolay benimsenmesi durumu, bu özellikteki kişi sayısında artış yaratabilir. Öldürmenin haberlerde duyduğumuz kadarıyla kolay olduğunu kesinlikle düşünmüyorum hatta cinayeti eyleme dökmenin normal bir bireyin sınırlarının çok ötesinde olduğunu da iddia ediyorum. Yeryüzünün belki de gördüğü en çok insanın katledildiği savaş olan 2.Dünya Savaşı&#8217;nda bile karşısındaki insana öldürmek amacıyla ateş eden asker sayısı %5 in altında kalıyormuş. Hatta günümüz ABD ordusunun askerleri seçerken dikkat ettiği en önemli kriterlerden birisi adam öldürmekte tereddüt etmeyecek nitelikte bir kişilik olmasıdır. Devlet politikalarından bizzat hiç hoşlanmadığım ABD&#8217;nin bu işe bu kadar kafa yorarak seçtiği askerler dahi çatışamalarda öldürme amaçlı saldırılarda ateş ederken çok büyük bir oranda tereddüt yaşıyorlar. Öldürmeye alıştırılmak için plastik mermiler ve çelik yeleklerle kendi aralarında çatışan ve birbirlerine gözlerini kırpmadan ateş eden bu askerler gerçek mermi ile cephede düşmanı öldürmek amaçlı ateş ederken mutlaka zorlanıyor. Varmak istediğim nokta şu ki; günümüzün en saldırgan ordularındaki askerler bile doğal bireysel gelişimleri gereği, insan öldürmek konusunda kesinlikle kafalarında bazı engellerle karşılaşıyorlar. İşte sorun, bu engelin kafadan kalktığı noktada başlıyor. Baskı altında, zorunlu olarak ya da kazara bir cana kıymaktan bahsetmiyorum. Tereddüt etmeden birini öldürecek bireylerden söz ediyorum. Toplum için kesinlikle çok tehlikeli bireyler olduklarına hiç şüphe yok. Hangi milletten hangi devletten ya da hangi ordudan olduğu öenmli değil. Bu bireyler insanlık için tehdir durumundalar. Toplumlar bu tip insanların arınarak düzgün bir yaşamın sağlandığı ortamlarken ordular bu tip insanların yetişmesi için çaba sarfeden kurumlar durumunda. Buradaki en önemli nokta, adam öldürme mesleğindeki bu askerlerin öldürme güdüsü sadece ülkesine tehdit olarak gördüklerine yöneltilmiştir. En azından bu şekilde olması gerekir. Ama yine de toplumsal çelişkisini koruyor. Çünkü öldürmeye şartlandırılmış bireyleri kültürel birikim ve bilgi açısından yeterince geliştirmezseniz bu güdü kişisel çıkarlar için kullanılmaya çok hızlı dönüşebilir. Aynı şekilde devletin veya ordunun kontrolünü elinde bulunduranlar tarafından kendi çıkarlarına ters düşenler devlet düşmanı gibi hedef gösterilebilir ki günümüzde her iki durumla  karşılaştığımız olaylar olabiliyor.</p>
<p>Sonuç olarak, bir yandan toplumların içindeki katil ruhlu bireylerin arınmasına çalışılırken, bir yandan da askeri eğitimin psikolojik boyutu dikkatle ele alnımalıdır. Eğer bu noktalarda özen gösterilmezse ki son yıllardaki askeri rekabet ve silah piyasasının ekonomik getirileri gibi nedenlerle büyük ülkelerde bu durum ihmal edilmeye başlandı, toplumsal çelişkilerin katiller lehine artması söz konusu oalcaktır. Bunun da insanlık için iyi olmayacağı aşikardır.</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=15&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2007/09/29/15/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
