<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ali Cihan Çıplak</title>
	<atom:link href="http://www.alicihan.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.alicihan.com</link>
	<description>A blog for ideas and more...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 13 May 2010 15:52:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>UZAY FİLMLERİNDE MEKAN SORUNU</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2010/05/13/uzay-filmlerinde-mekan-sorunu/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2010/05/13/uzay-filmlerinde-mekan-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 15:52:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aklıma Esen]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[avatar]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[mekan]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[uzaylı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[Toplumumuzda onca sorun varken neden buna değindiğimi soranlar elbetteki olacaktır. Biraz da olaylara başka bir taraftan bakmak lazım. &#8220;Baykal’ın son kasedi müzik marketlerde&#8221; konulu haberler zaten içimizi yeterince bunalttı. Bu haberlerin gelip geçici olduğunu hepimiz biliyoruz ama yıllardır değişmeyen sorunlarımızdan en büyüğü ve mühimi olan bilim kurgu filmlerindeki uzay temalı filmlerin genel mekan sorununa. Artık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_158" class="wp-caption alignleft" style="width: 260px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2010/05/v2009-anna.jpg"><img class="size-full wp-image-158" title="v2009-anna" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2010/05/v2009-anna.jpg" alt="" width="250" height="140" /></a><p class="wp-caption-text">&quot;V 2009&quot; Dizisinden</p></div>
<p>Toplumumuzda onca sorun varken neden buna değindiğimi soranlar elbetteki olacaktır. Biraz da olaylara başka bir taraftan bakmak lazım. &#8220;Baykal’ın son kasedi müzik marketlerde&#8221; konulu haberler zaten içimizi yeterince bunalttı. Bu haberlerin gelip geçici olduğunu hepimiz biliyoruz ama yıllardır değişmeyen sorunlarımızdan en büyüğü ve mühimi olan bilim kurgu filmlerindeki uzay temalı filmlerin genel mekan sorununa. Artık bir başka yazımızda da karakter ve ırk sorununa değiniriz.  Mekan sorunu nedir diye aklınızdan geçirmeye başladığınız şu anlarda zihninizin aradığı besini sunmaya başlayalım. Mekan kavramını ikiye ayırıp işimizi kolaylaştıralım. İç mekan (uzay gemisinin içi, uzaylıların evinin içi) ve dış mekan (gezegenin iklimi, coğrafyası, yapılar ve yaşam alanları vb.) Mekan sorununu genel olarak tanımlayıp yalnızca iç mekana yoğunlaşacağım. Dış mekan sorunları için ayrı bir yazı yazarım belki.</p>
<p><span id="more-157"></span></p>
<p>İzlediğimiz gördüğümüz bir çok filmde (konusu ne olursa olsun) ortaya konulan karakterlerin bir yaşam alanı vardır. Örneğin Kurtlar vadisindeki merhum Laz Ziya’nın evini düşünelim. Karakterin gelir durumuna ve zevklerine uygun döşenmiş antika mobilyalardan,  kısmen gotik öğelerden ve pahalı iç dekorasyon malzemelerinden oluşan güzel bir salonu vardı. Kısacası bu karakter ile örtüşen ya da örtüşmeyen her neyse bir evi vardı ve eşya doluydu. Pahalı ya da süslü de olsa bir kanepesi vardı oturulan. Antika koltukları vardı. Tabloları, saati, halıları, pahalı tabakları, mobilyaları hepsi insani eşyalardı. Kimi süs olsun diye, kimi dekoratif görünmesi için. Aynı şekilde en eşyasız karakterlerden birini seçelim. Amerikan filmlerinin meşhur &#8220;homeless&#8221; karakterlerinin dahi mekanı kendine özgüdür. Bir sokak arasında çöplere yakın ve mümkünse üstünü örtebileceği bir kartonu ya da barakası olan bir karakterdir. Yırtık pırtık uzun paltosu, kirli uzun sakalları, göz altı torbaları ve acımaklı bakışları ile mekanı ile bütünleşir. Oysa uzay filmlerinde mekan çok büyük bir sorundur. Hem uzay araçlarının içi hem de gezegenin kendisi tam bir fiyaskodur.</p>
<p>Uzay gemilerinin iç tasarımında neredeyse bütün filmlerde aşırı bir boşluk hakimdir. Uzaylı da olsa üç aşağı beş yukarı insan gibi görünür ama hep ayaktadır oturacak bir kanepesi yoktur. Duvarında bir tablosu ya da ne bileyim uzaya özgü bir sanat eseri de yoktur. En azından dedesinin bir hologramını yansıtabilir duvara. Lazer işlemeli bir çelik ya da adamantiyum heykelcik de olabilir. Duvarları dümdüzdür, gri renkler hakimdir. Ya herşey aşırı köşelidir ya da herşey yusyuvarlaktır. Tamamen ruhsuzdur uzaylının evinin veya aracının içi. Kaptan kabininden koridorlara, makina dairesinden kamaralara her yer dümdüz, renksiz, sabit bir ışıkta ve tek tiptir. En ilkel mağara adamı dahi duvarına Mamut resmi çizerken, koskoca uzay gemisi yapıp evrenin taa öbür köşesinden gelen bu medeniyetin; sanatın hiçbir dalıyla tanışmadan bu denli teknolojisi olması, hiçbir dekoarasyon yeteneği ve zevk sahibi olmadan böyle bir uygarlık olmasını beklemek çok ters geliyor. Sanatını sepetini geçtim o kadar medenisin teknolojiksin bir misafirini ağırlamaktan acizsin. Koskoca hangar gibi odanın ortasında dümdüz dört duvar arasında ayakta konuşuyor her sorununu.</p>
<div id="attachment_161" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2010/05/event-horizon.jpg"><img class="size-full wp-image-161 " title="event-horizon" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2010/05/event-horizon.jpg" alt="" width="300" height="158" /></a><p class="wp-caption-text">Event Horizon filminden bir sahne</p></div>
<p>Bir film için, insan karakteri tasarlarken sosyal statüsüne ve kişilik özelliklerin göre giydirip uygun mekana da saldık mı tadından yenmez. En dandik filmde bile çarığından hırkasına, yıpranmışlığından kirine kadar cillop gibi karakter tasarlanır. Her ayrıntı ilmek ilmek işlenir. İş uzaylıya geldi mi nutku tutuluyor kostüm ve mekan tasarımcılarının. Vücuda oturan tek renk pvc kıyafetler her zaman moda uzayda. Herkesin logosu da oluyor. Yaratıcılık bu noktada tamamen bitmiş. Uzaylılara veya uzay gemisi mürettebatına ilk tayt giydiren şahıs bu modanın 40-50 yıl süreceğini tahmin bile edememiştir. Kendisini takdir ediyorum ancak kendisinden sonrakiler ellerindeki tek örneği kopyalayıp durmuşlar. Bir diğer konu da uzaylıların niyetinin giysilerin renginden ve mekanın temizliğinden anlaşılır olması. İyi ırklar hep açık renkli giyinirler, genelde karakterler de zarif olur. Gemilerinin içi ışıl ışıldır. Bal dök yala misali her yer gıcır gıcırdır. Geminin camları o uzayın gazına tozuna rağmen parıl parıldır. Karakterler kötü niyetliyse salkım salkım dökülen koyu renkli giyisileri olur. Gemiyi bok götürür. Her yerde sümüğümsü jeller görürsünüz. Kendilerinden de bu jel sürekli dökülür, bu sümüğün ve jelin hiçbir mantığı yok. Uzaylıysan hele de kötüysen vıcık vıcık olmak zorundasın. Sanırım salgıladıkları kötülük hormonu ile ilgili. Kötülerin gemisinde cam da pek az bulunur aydınlatmaya da pek ihtiyaç duymazlar. İşlerini karanlıkta görürler demeye getiriyor yapımcı ve dekoratif arkadaşlar. Kötülerin gemisinin dış görünüşü de pistir. Toz kir içindedir. Siyah renklidir ve sert hatları vardır. Ne hikmetse kötülerin genelde bir koltuğu olur. Evet sadece bir koltuk. Taht desek daha doğru. Ondada geminin lideri olan baş kötü oturur. Etrafında ise sinirlenince kafasını kopartmak için topladığı güvenilir(!) heyeti vardır. İyilerin gemisindeki minimalist dekorasyon bize teknolojiyi hissettirse de kötülerin gemisi uçan bir bir zindan modundadır. Neredeyse taş duvarlardan oluşur, taş değilse de ramak kalmıştır.</p>
<div id="attachment_163" class="wp-caption alignleft" style="width: 290px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2010/05/avatar-blue.jpg"><img class="size-full wp-image-163" title="avatar-blue" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2010/05/avatar-blue.jpg" alt="James Cameron's Avatar" width="280" height="158" /></a><p class="wp-caption-text">James Cameron&#39;s Avatar</p></div>
<p>Bahsettiğimiz bu abuk mekanlara ne karakter koyarsanız koyun hep bir eksiklik hep bir boşluk olur. Uzay filmlerinin ruhsuz olmasındaki en büyük etken karakterlerin şekli şemalinden değildir. Karakterlerin bulundukları mekana ait olamamalarındandır. Adam akıllı bir uzaylı tasarlamak için teknolojisini, yaşam biçimini, beslenmesini ve sosyal yaşamını da düşüneceksin. Ona güzel bir de mekan sunacaksın işte ben buna yaratcılık derim. Evinden özünden sosyal yaşamından koparılmış bomboş, ruhsuz uzaylı hikayeleri lazerle ve görsel efektle bir yere kadar gider.<br />
Şu ana kadar hep iç mekanı eleştirdiysem de yakın bir zaman kadar dış mekan için de durum böyleydi. Bunu aşan tek film Avatar oldu. Her ne kadar uzay diye mavi bir Güney Amerika, uzaylı diye de mavi Kızıl Derililer anlatılsa da en azından karakterlerin mekanı, sosyal yaşamı, geleneği göreneği dili vardı. Filmin ne kadar sevildiğini de gördük. Üçüncü boyutu ve görsel efekti bir yana bu karakterlerin ruhu olmasıydı, en çok beğenilen. Yaratıcılık ve senaryo konusunda vasatın biraz üstünde olsa da uzaylıyı çat pat ayakları üstüne oturttuğu için Avatar başarılı oldu. Yazıma başlarken sonunu Avatar’la bitireceğim benim de aklımda yoktu ama fena da olmadı.</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=157&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2010/05/13/uzay-filmlerinde-mekan-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Ülkenin Sorunu</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2009/08/08/bu-ulkenin-sorunu/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2009/08/08/bu-ulkenin-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2009 13:13:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Toplumsal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[“Bakınız ben diyorum ki bu ülkenin sorunu bariz çelişkiler içinde olması. İşte, uzağa gitmeye ne gerek var, tepede soğuk mu soğuk bir güneş görev yapmakta, canlı olan insanlar sanki ölüymüşler gibi olan bitene seyirci kalmakta, suçu işleyen yargıçken, kurban mahpusta, yalancı olan hükümetken, hakikat bulaşıcı hastalık gibi takip ve baskı altında, öğrenciler kuşatılmışken, hırsızlar ellerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_147" class="wp-caption alignleft" style="width: 214px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/08/subcomandante_marcos1.jpg"><img class="size-full wp-image-147 " title="subcomandante_marcos" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/08/subcomandante_marcos1.jpg" alt="Subcomandante Marcos" width="204" height="277" /></a><p class="wp-caption-text">Subcomandante Marcos</p></div>
<p>“Bakınız ben diyorum ki bu ülkenin sorunu bariz çelişkiler içinde olması. İşte, uzağa gitmeye ne gerek var, tepede soğuk mu soğuk bir güneş görev yapmakta, canlı olan insanlar sanki ölüymüşler gibi olan bitene seyirci kalmakta, suçu işleyen yargıçken, kurban mahpusta, yalancı olan hükümetken, hakikat bulaşıcı hastalık gibi takip ve baskı altında, öğrenciler kuşatılmışken, hırsızlar ellerini kollarını sallamakta, cahillere üniversitelerde kürsü dağıtılırken, bilge olanlar bir kenara itilmekte, yan gelip yatan zenginlik içindeyken, çalışanın elleri boş bırakılmakta, azınlık yönetirken, çoğunluk boyun eğmekte, çok sahip olan daha fazla sahip olurken, az sahip olanın elinde hiçbir şeyi kalmamakta ve kötü olan ödüllendirilirken iyi olan cezalandırılmakta.”</p>
<p>Güneybatı Meksika dağlarında Komutan Yardımcısı İsyancı Marcos’un mektubundan alıntı.<br />
21 Şubat 2000</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=145&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2009/08/08/bu-ulkenin-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Google Kullanma Kullandırtma!</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2009/07/22/google-kullanma-kullandirtma/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2009/07/22/google-kullanma-kullandirtma/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 17:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[arama motoru]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[yahoo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=132</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde bir moda olan “xxx ülkesinin mallarını boykot” kampanyasına ben de Google boykotu ile katılmayı düşünüyorum. Sebebi ise artık dev bir online çöplük olan google ın tamamen yanlış ve saçma arama sonuçları vermesi. Konuyu biraz daha geriden ele alarak yazayım. İnternetin ülkemizde hızla yayıldığı 1996 ve 2000 yılları sürecinde çoğu insanımız yahoo yu bilirdi. Internet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_134" class="wp-caption alignleft" style="width: 250px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/07/no-to-google.jpg"><img class="size-full wp-image-134 " title="no-to-google" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/07/no-to-google.jpg" alt="no-to-google" width="240" height="160" /></a><p class="wp-caption-text">No to Google</p></div>
<p>Ülkemizde bir moda olan “xxx ülkesinin mallarını boykot” kampanyasına ben de Google boykotu ile katılmayı düşünüyorum. Sebebi ise artık dev bir online çöplük olan google ın tamamen yanlış ve saçma arama sonuçları vermesi. Konuyu biraz daha geriden ele alarak yazayım. İnternetin ülkemizde hızla yayıldığı 1996 ve 2000 yılları sürecinde çoğu insanımız yahoo yu bilirdi. Internet demek yahoo demekti ve girip orda ne konuda bilgi edinmek isterseniz yazardınız. Zaten başka şekilde link yazarak bir siteye gitmek imkansız gibiydi çoğu kişinin gözünde. Hatta bu kavrama çoğu kişi oldukça yabancıydı. Ancak yahoo kısa süre içinde hızla şişmeye başladı. Ana sayfa, yüzlerce linkin olduğu, haberlerin, maillerin magazinin olduğu, kocaman bir karamaşaydı artık. Tam da bu sıralarda google projesinden bahsedilmeye başlandı. Sayfayı ilk gördüğümde ben de büyülenmiştim. Sadece bir “text-box” ve “search” butonu. İşte budur demiştim. <span id="more-132"></span></p>
<p>2009 yılının ilk çeyreğine kadar büyük bir google fanatiği olarak hemen her hizmetinden sonuna kadar yararlanıp ne kadar güzel işler çıkardığını her ortamda dile getiriyordum. Aslında beni rahatsız eden arama algoritmasındaki sorunlar hiç de yeni sorunlar değildi ancak biraz da google a yönelik pozitif önyargımdan dolayı görmezden geliyordum ve google’ın bu hataları zamanla düzelteceğini düşünüyordum. 2007 den beri sorunlar artarak sürmekteydi. Ben ise gereksiz arama sonuçlarındaki sitelerin google tarafından yasaklanacağını ve arama kalitemizin sürekli artacağını bekliyordum. Oysa zamanla tam tersi oldu ve son ekonomik krizin de etkisi ile google para hırsına yenik düştü. Çünkü boş içerikli sahtekar siteler google reklamlarına ciddi paralar ödüyorlardı, oysa bilgi içeren doğru düzgün sitelerin çoğu gönüllü amatörlerin kurdugu sitelerdi ve reklam içermiyorlardı. Google’ın bu sitelerin hit almasından hiçbir karı olmayacaktı. Dolayısıyla bizzat kendi açıklaması olan “spam siteleri yasaklayacağız” önermesi tam bir hüsranla sonuçlandı. Google artık “spam içerik” ve “duplicate content”e sahip sahte sitelerle dolu sonuçlar getiren dev bir online çöplüğe dönüştü. Eğer ciddi bir konuda araştırma yapıyorsanız bununla ilgili en doğru içeriğe sahip siteyi nerden bulursunuz tam olarak bilemiyorum ancak kesin bildiğim bir şey var ki o da google’dan asla bulamayacağınızdır. İlk 10 veya 100 sonuç için söylemiyorum bunu. Hiçbir sonucunda size özgün ve güzel bilgiyi google sunmayacaktır.</p>
<p>Bir zamanlar yahoo’nun tahtını kimsenin sarsamayağına inananlar google ın yaptıklarına hayretle bakmıştı bu şekilde devam eden google’ın altı aylık ömrü vardır. Online dünyada insanlar hiçbir ürünle veya hizmetle gönül bağı kurmaz. Mahallesinin bakkalına bağlı olduğu gibi bağlı değildir bunlara. Daha iyi hizmeti gördüğü anda eski alışkanlıklarını bir saniyede değiştirir ve bir daha da dönüp bakmaz. Google da bir anda eski bir anı olarak ara sıra nostaljik aramalar ve mail hizmeti için kullanılır. İnternetteki webmaster forumlarına bir göz atarsanız bir çok kullanıcının ve web programcısının “google neden artık sitemi indekslemiyor”, “sitemin ratingleri hızla düştü”, “google ın sonuçları tam bir rezalet”, “google da hit kaybı”, “sitemiz google da çıkmıyor” gibi yüzlerce şikayeti olduğunu görebilrsiniz.  Google algoritmalarını en kısa sürede düzeltmedikçe google yerine alternatifleri öncelikli olarak kullanmaya çalışacağım ancak ne yazık ki büyük firmalardan biri çıkıp da adam gibi bir arama sitesi yapmıyor. Eğer arama motoru yapma niyetinde olanınız varsa tam zamanı diyorum.</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=132&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2009/07/22/google-kullanma-kullandirtma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“FERMAT’nın Son Teoremi”</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2009/07/18/%e2%80%9cfermat%e2%80%99nin-son-teoremi%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2009/07/18/%e2%80%9cfermat%e2%80%99nin-son-teoremi%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2009 20:28:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Andrew Wiles]]></category>
		<category><![CDATA[Fermat]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Pisagor]]></category>
		<category><![CDATA[Simon Singh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=120</guid>
		<description><![CDATA[Gerek kurgusu gerek içeriği ile çok beğendiğim bir kitap. Meşhur Fermat Teoreminin hikayesini mükemmel bir şekilde anlatan bu kitabı, içindeki matematiksel teoremlerin hiçbirini atlamadan  bir solukta okudum. Kitabı elinize alıp gözattığınızda bir matematik kitabı imajı veriyor ve özellikle matematiğe yabancı dimağları korkutabiliyor. İlk bölümlerde hikayeyi eski yunandan başlatıp günümüze kadar mükemmel bir ustalıkla işleyen ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_126" class="wp-caption alignleft" style="width: 186px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/07/fermat1.jpg"><img class="size-full wp-image-126  " title="Fermat" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/07/fermat1.jpg" alt="Fermat nın Son Teoremi" width="176" height="256" /></a><p class="wp-caption-text">Fermat&#39;nın Son Teoremi</p></div>
<p>Gerek kurgusu gerek içeriği ile çok beğendiğim bir kitap. Meşhur Fermat Teoreminin hikayesini mükemmel bir şekilde anlatan bu kitabı, içindeki matematiksel teoremlerin hiçbirini atlamadan  bir solukta okudum. Kitabı elinize alıp gözattığınızda bir matematik kitabı imajı veriyor ve özellikle matematiğe yabancı dimağları korkutabiliyor. İlk bölümlerde hikayeyi eski yunandan başlatıp günümüze kadar mükemmel bir ustalıkla işleyen ve değindiği her konunun aslında Fermat’nın teoremi ile bir şekilde ilişkisi olduğunu sunan üslubuyla, bu teoremleri sunan matematikçilerin yaşamlarını da çok iyi işleyerek ilerliyor. Bu yaşamlardan, matematiğin ötesinde de bir çok bilgi ediniyoruz. Bahsedilen matematikçilerden bir çoğu tanıdık bildik isimler; Pisagor, Euler, Cauchy, Lagrange, Gauss, Alan Turing, John von Neuman. Bunlara bir çok önemli ve yeni isim ekliyoruz ki bunların en önemli üç tanesi Taniyama, Shimura ve Andrew Wiles.</p>
<p>Simon Singh’in kitabı özellikle bilimsel veya teknik alanlarda çalışan herkes için tam bir ilham kaynağı olmanın ötesinde aynı zamanda bir yol gösterici ve bir rehber. Büyük dehaların nasıl yılmadan çalıştıklarını, amaçlarına ulaşmalarındaki kararlılıkları ve bilimin gelişiminin önemli adımlarını görüyoruz. Aynı zamanda bilimsel duraklama hatta gerileme dönemlerinin hangi bağnazlıklar sonucu olduğunu insalığa zarar veren sapkın fikirlerin  nasıl bilime karşı savaş verdiğini de görüyoruz.<span id="more-120"></span></p>
<p>Kitabın bütününden çıkardığım en önemli sonuçlardan birisi de, eğer bilimsel bir çalışma yapıyorsanız ve yeni bir takım teorileri ispatlamak ya da daha iyi açıklamak gibi fikirleriniz varsa, sizden öncekilerin çalışmalarına titizlikle yaklaşmanız gerektiğidir.  Onların ne kadar iyi ve deha oldukları hem sizi korkutmamalı hem de önyargı oluşturmamalı. Ancak kesinlikle küçümsememelisiniz de. Kısacası yeni bir alanda bir bilimsel teoriyle uğraşıyorsanız onun tarihsel sürecini de incelemeniz oldukça yararlı olacaktır.</p>
<p>Bu arada madem koskoca bir kitapta Fermat’nın ortaya attığı meşhur problemden bahsediliyor, buna da kısaca değinelim. MÖ 500’lü yıllarda Pisagor, tüm dik üçgenler için, z hipotenüs olmak üzere:</p>
<p>x<sup>2</sup> + y<sup>2</sup> = z<sup>2</sup></p>
<p>Denklemini ispatlayarak bilim tarihinde inanılmaz bir olayı gerçekleştiriyordu. Sadece geometri için önemli olan bir buluşun ötesinde mutlak doğru ve ispat kavramlarını da oldukça geliştiriyordu. Bu teoremden hareketle, Pisagor’dan yıllar sonra (17 yy da), Fermat, matematikçiler için kabus olacak bir problem ortaya atıyordu ve işin daha da kötüsü problemin çok çok kolay gözükmesiydi. Fermat’nın sorusu tam olarak şudur:</p>
<p>n &gt; 2 için</p>
<p>x<sup>n</sup> +y<sup>n</sup> = z<sup>n</sup> denkleminin tam sayılı çözümünün mevcut olmadığını gösteriniz.</p>
<p>Fermat bu kadarıyla da yetinmemiş, ispatı yaptığını ve açıklamayacağını da eklemiştir. Notlarında benzer iddialarla yazdığı diğer teorileri zamanla ispatlanınca matematikçiler için bu teoremi çözmek artık bir meydan okumaya dönüşmüştür. Kendisinin bunu çözüp çözemediği ise, Fermat ile birlikte bir sır olarak yok olmuştur.</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=120&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2009/07/18/%e2%80%9cfermat%e2%80%99nin-son-teoremi%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bilim ve Teknik&#8221; Haziran Sayısı</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2009/06/24/bilim-ve-teknik-haziran-sayisi/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2009/06/24/bilim-ve-teknik-haziran-sayisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 00:58:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Virüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[Meşhur, aylık popüler bilim dergimiz olan Bilim ve Teknik’ten bahsedeceğim. Bir süredir dergiyi takip etmiyordum ancak şu son evrim tartışmalarından sonra Haziran ayında yeniden kapak konusu evrim olunca biraz da inadına derginin Haziran sayısını aldım. Gerçekten çok güzel bir sayı ve ben görmeyeli bilim teknik dergisi oldukça güzel bir tarza da kavuşmuş. Yazıları ve içeriği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_109" class="wp-caption alignleft" style="width: 182px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/06/BTHaziran09.png"><img class="size-full wp-image-109" title="BTHaziran09" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/06/BTHaziran09.png" alt="Bilim ve Teknik Haziran" width="172" height="220" /></a><p class="wp-caption-text">Bilim ve Teknik Haziran</p></div>
<p>Meşhur, aylık popüler bilim dergimiz olan Bilim ve Teknik’ten bahsedeceğim. Bir süredir dergiyi takip etmiyordum ancak şu son evrim tartışmalarından sonra Haziran ayında yeniden kapak konusu evrim olunca biraz da inadına derginin Haziran sayısını aldım. Gerçekten çok güzel bir sayı ve ben görmeyeli bilim teknik dergisi oldukça güzel bir tarza da kavuşmuş. Yazıları ve içeriği ile oldukça okunaklı ve ilgi çekici. Özellikle Haziran sayısı sadece evrim kapak konusu ile  çıkmamış amiyane tabiriyle evrim karşıtlarına da kapak olmuş.</p>
<p>Oldukça geniş yer ayrılmış evrim konusuna ve genetikten sanata, dilbilimden virüslere kadar çeşitli başlıklarda evrim ele alınmış. Özellikle virüsler ile ilgili olan yazı gerçekten çok güzel bir konuya çok güzel bir şekilde değinmişti. Zaten önyazısını okuyunca gerisini de getiriyorsunuz. 2003 yılındaki gen haritası çalışmalarından elde edilen çok ilginç bir bulgudan bahsediyordu. İnsan DNA’sının %8 gibi önemli bir kısmını, milyonlarca yıldır insan türünü hedef alan virsülerin kalıntılarının oluşturduğundan bahsediyordu. İnsan DNA’sının bir parçası haline gelen bu virüslerin insan kökeni hakkında nasıl fikir verdiğini de açıklıyordu. Daha fazla “Spoiler” vermeyip dergiyi tükenmeden edinmezi tavsiye edeceğim.</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=110&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2009/06/24/bilim-ve-teknik-haziran-sayisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Yöntemle Verilerinizi 1 Milyar Yıl Saklayabileceksiniz</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2009/06/03/yeni-yontemle-verilerinizi-1-milyar-yil-saklayabileceksiniz/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2009/06/03/yeni-yontemle-verilerinizi-1-milyar-yil-saklayabileceksiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2009 15:27:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[veri depolama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=103</guid>
		<description><![CDATA[Berkeley’deki California Universitesinden bir grup araştırmacı, karbon-nanotüp tabanlı yeni bir teknikle 1 milyar yıldan daha uzun süre korunacak bir veri depolama yöntemi geliştirdiğini belirtiyor. Yazılarından aladığım kadarıyla henüz teorik bir aşamada ancak fikir güzel. Genel olarak depolanan verilerin miktarı arttıkça ve depolama aygıtlarının boyutları küçüldükçe saklanma ömürlerinin kısaldığı noktasından hareket edilmiş. Güzel de örnekler vermişler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Berkeley’deki California Universitesinden bir grup araştırmacı, karbon-nanotüp tabanlı yeni bir teknikle 1 milyar yıldan daha uzun süre korunacak bir veri depolama yöntemi geliştirdiğini belirtiyor. Yazılarından aladığım kadarıyla henüz teorik bir aşamada ancak fikir güzel.</p>
<p>Genel olarak depolanan verilerin miktarı arttıkça ve depolama aygıtlarının boyutları küçüldükçe saklanma ömürlerinin kısaldığı noktasından hareket edilmiş. Güzel de örnekler vermişler mesela taş yazıtlardaki bilgilerin 4000 yıla yakın bir süredir okunabildğini, oysa çok özel veri depolama yöntemleri ile atomik boyutlarda depolanan verilerin oda sıcaklığında bir kaç dakika ömürlerinin olduğunu söylemişler. Ayrıca günümüzün yaygın dijital veri depolama yöntemi olan Sabitdiskler için veri depolama ömrü 10-30 yıl civarında. Bu yöntemde ise hem veri saklama alanı küçültülecek hem de saklanması hedeflenen veri miktarı oldukça arttırılmış olacak. Bir 1 cm<sup>2</sup> büyüklüğünde bir alanda 15,5GB civarı veri saklanması hedefleniyor. Özellikle arşiv amaçlı veri saklanması gereken alanlarda kullanılması düşünülüyor.</p>
<p>Eğer bu yöntemde başarı sağlanırsa bir kaç yüz milyon yıl sonra bizim blog yazılarımız tarihin karanlık dönemleri olan günümüze ışık tutabilir. O zamanın gelişmiş zekası mı deriz, makinası mı deriz artık bilinmez ama o zamanın hakim bilinçleri verilerimizi deşifre edip okuyabillirler.</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=103&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2009/06/03/yeni-yontemle-verilerinizi-1-milyar-yil-saklayabileceksiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Google Wave&#8221;</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2009/06/01/google-wave/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2009/06/01/google-wave/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 04:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=96</guid>
		<description><![CDATA[Google&#8217;ın en yeni (hatta henüz yapım aşamasında olan) hizmeti. Google ürün geliştirme ekibi temel bir fikirden hareketle web üzerinden iletişimde daha etkili bir yöntem için kafa yormuş ve ortaya çıkacak hizmet ise &#8220;google wave&#8221; olarak adlandırılmış. Hareket edilen temel düşünce, &#8220;e-mail günümüzde icat edilseydi nasıl bir yapıda olmalıydı&#8221; fikridir. İlk incelemelerimde google wave in e-mail&#8217;e [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_101" class="wp-caption alignleft" style="width: 190px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/06/gwave-sm.jpg"><img class="size-full wp-image-101" title="Google wave ss" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/06/gwave-sm.jpg" alt="Google wave ss" width="180" height="251" /></a><p class="wp-caption-text">Google Wave</p></div>
<p>Google&#8217;ın en yeni (hatta henüz yapım aşamasında olan) hizmeti. Google ürün geliştirme ekibi temel bir fikirden hareketle web üzerinden iletişimde daha etkili bir yöntem için kafa yormuş ve ortaya çıkacak hizmet ise &#8220;google wave&#8221; olarak adlandırılmış. Hareket edilen temel düşünce, &#8220;e-mail günümüzde icat edilseydi nasıl bir yapıda olmalıydı&#8221; fikridir. İlk incelemelerimde google wave in e-mail&#8217;e alternatif olmaktan öte msn in ve facebook un bazı avantajlarını taşıyan API yapısı ile de yazılımcılara eklenti yazma sçeneği sunacak olan bir çeşit gelişmiş sosyal ağ protokolü diyebilirim. Aslında prtokol olduğunu benden çok google söylüyor. Google wave&#8217;in bir google ürünü olarak kalmasını değil,  standartlarının belirlenip kendi wave  sunucularınız üzerinde kendi eklentilerinizle de kullanabileceğiniz bir protokol olmasını hedefliyorlar. Yani microsoft ta kendi wave sunucularını kurup microsoft wave adını verebilir. Tabiki asıl nokta wave protokolü ile çalışan herkes birbiri ile iletişim halinde olacaktır.<span id="more-96"></span>İlk Ekran görüntüleri şı şekilde:</p>
<div id="attachment_97" class="wp-caption alignnone" style="width: 410px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/06/gwave.jpg"><img class="size-full wp-image-97" title="google wave" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/06/gwave.jpg" alt="google wave" width="400" height="261" /></a><p class="wp-caption-text">google wave</p></div>
<p>Bu noktadan sonra google ın tanımları ile anlatmaya devam edeyim. Wave protokülünün altında 3 temel nokta var. Birinci noktada, gelişmiş yazı, fotoğraf, video, harita vb formatı ile insanların haberleşmesi ve birlikte çalışmasını sağlamak. İkinci noktada, aynı wave&#8217;e  dahil olan herhangi bir kişi bu dökümanları güncelleyebilecek veya yenilerini ekleyebilecektir. Paylaşım ön planda olacaktır. Üçüncü nokta ise tüm bu düzenleme ve gelişmiş paylaşımın anlık güncellenen veriler halinde iletilmesine ve sunulmasına olanak tanıyacaktır.</p>
<p>Şimdiden google wave&#8217;in geleceğin önemli bir iletişim aracı olacağını söylemek aceleci davranmak olur ancak gmail veya google maps gibi projelerdeki yaklaşım ve öngörü ile başarılı işlere imza atan google&#8217;ın bu hizmetinin de başarılı olacağı kanısındayım. Detaylı bilgi almak ve güncellemeleri takip etmek için aşağıdaki linklerden faydalanabilirsiniz:</p>
<p><a title="Google Wave" href="http://wave.google.com/help/wave/about.html" target="_blank">http://wave.google.com/help/wave/about.html</a></p>
<p><a title="Wave Protocol" href="http://www.waveprotocol.org/" target="_blank">http://www.waveprotocol.org/</a></p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=96&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2009/06/01/google-wave/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sitemin Yeni Tasarımı</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2009/06/01/sitemin-yeni-tasarimi/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2009/06/01/sitemin-yeni-tasarimi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 03:20:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=88</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle neden böyle bir konuda yazı yazdığımdan bahsederek başlayayım. Sitemin tasarımı bir türlü içime sinmiyordu ve sürekli bir arayış içindeydim. Daha önce Brian Gardner&#8217;ın WordPress için tasarladığı ve ücretli olarak satılan &#8220;Revolution&#8221; temasından etkilenip ona benzer bir tasarımı kendim düzenleyerek yapmıştım.  Çok uzun süre bunu kullandım. Bu tema&#8217;nın görünümü de aşağıdaki gibiydi. İlerleyen süreçte, boş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle neden böyle bir konuda yazı yazdığımdan bahsederek başlayayım. Sitemin tasarımı bir türlü içime sinmiyordu ve sürekli bir arayış içindeydim. Daha önce Brian Gardner&#8217;ın WordPress için tasarladığı ve ücretli olarak satılan &#8220;Revolution&#8221; temasından etkilenip ona benzer bir tasarımı kendim düzenleyerek yapmıştım.  Çok uzun süre bunu kullandım. Bu tema&#8217;nın görünümü de aşağıdaki gibiydi.</p>
<div id="attachment_89" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/06/blogu1.jpg"><img class="size-medium wp-image-89" title="Sitemin İlk Hali" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/06/blogu1-300x229.jpg" alt="Sitemin İlk Hali" width="300" height="229" /></a><p class="wp-caption-text">Sitemin İlk Hali</p></div>
<p>İlerleyen süreçte, boş zamanlarımda sürekli yeni temalarla uğraşıp sitemin asıl amacı olan içerik kısmını sürekli ihmal ettim. Ne zaman yazı yazacak olsam sürekli tasarıma takılıp kayboluyordum. &#8220;Sitemin İlk Hali&#8221; olan tema aslında oldukça okunaklı ve sade bir arayüze sahipti. Ancak ben güncellemeye kararlıydım. Daha sonra teknik alt yapısı ve kişiselleştirilebilme özellikleri incelediğim tüm parayla satılan profesyönel temalardan çok daha iyi olan &#8220;Arras Theme&#8221; kullandım. Gerçekten çok büyük içerikleri dahi çok güzel bir şekilde sunabilecek bir tema olarak tasarlanmıştı ve 7 adet &#8220;widget&#8221; desteği ve sayısız düzenlenebilir alanıyla mükemmel bir temaydı ancak siteme her girdiğimde bir &#8220;ntvmsnbc&#8221; veya &#8220;bbc.com&#8221; havası oluyordu. Oysa benim amacım ayda yılda bir girdiğim naçizane fikirlerimi eş-dost la paylaşmaktı. Bu yazılarımda oldukça okunaklı ve sade bir şekilde güzel bir tasarımla sunulmalıydı. Bu arada sitemin Aras Theme ile yayındaki halinden bir ekran görüntüsü de ekleyeyim.<span id="more-88"></span></p>
<div id="attachment_90" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/06/blogu2.jpg"><img class="size-medium wp-image-90" title="Arras Theme" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/06/blogu2-300x228.jpg" alt="Arras Theme" width="300" height="228" /></a><p class="wp-caption-text">Arras Theme</p></div>
<p>En sonunda &#8220;<a href="http://www.elegantthemes.com/">Elegant Themes</a>&#8221; in basic adlı teması&#8217;nı tesadüfen farkettim ve işte budur dedim. Kısa bir çalışmadan sonra sitemin son halini yükleyip yeni arayüze ilk yazımı da hemen yazayım dedim. Sitemin bu haliyle uzun süre devam etmeyi ve asıl yoğunlaşmam gereken konu olan yazı yazmayı sürdüreceğim.</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=88&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2009/06/01/sitemin-yeni-tasarimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Matematik ve Bilgisayar</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2009/01/23/matematik-ve-bilgisayar/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2009/01/23/matematik-ve-bilgisayar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2009 14:30:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılım]]></category>
		<category><![CDATA[C Programlama Dili]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[programlama]]></category>
		<category><![CDATA[sistem programlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[Matematik Dünyası dergisinin mail gruplarında sorulan bir soruya yanıt olarak yazdığım bir mesaj vardı. Bu yanıtı biraz toplarlayıp yayınlamayı uygun buldum. Soru uzunca bir soruydu ama benim yanıtım temelde aşağıdaki iki soruya yanıt vermekteydi; Bilgisayarın her alanı matematiğe aynı oranda mı muhtaçtır? Matematik bilmeyen programcı olabilir mi? Birinci konu, matematik bir modelleme aracıdır. Kutsallaştırılacak ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_43" class="wp-caption alignleft" style="width: 280px"><img class="size-medium wp-image-43" style="border: 1px solid black; margin: 2px;" title="math-comp" src="http://www.alicihan.com/wp-content/uploads/2009/01/math-comp.jpg" alt="" width="270" height="180" /><p class="wp-caption-text">  </p></div>
<p>Matematik Dünyası dergisinin mail gruplarında sorulan bir soruya yanıt olarak yazdığım bir mesaj vardı. Bu yanıtı biraz toplarlayıp yayınlamayı uygun buldum. Soru uzunca bir soruydu ama benim yanıtım temelde aşağıdaki iki soruya yanıt vermekteydi; Bilgisayarın her alanı matematiğe aynı oranda mı muhtaçtır? Matematik bilmeyen programcı olabilir mi?</p>
<p>Birinci konu, matematik bir modelleme aracıdır. Kutsallaştırılacak ya da tapılacak bir soyut kavram olmaktan cok, işimizi kolaylaştırıcı bir iletişim aracıdır. Ayrıca matematik doğanın insanlar tarafından evrensel olarak modellenmesinin yöntemi ve sonucudur, sebebi degildir. Burada yanılmayalım. Gelinen noktada da oldukça yetersizdir. Matematikçilerin çalışması da bunu ilerletme çabasıdır. Matematiksel yöntemlerin, matematiğin mantıksal işleyişine biraz aşina olan kişiler tarafından ilgi çekmesi, hem doğal olayları kavrayıştaki düşünce sistematiğini geliştirmesi, hem de doğayla ve insan mantığıyla uyumlu olmasından kaynaklanır. Diğer tüm bilimlerde ortak nokta olmasının sebebiyse onların bir parçasi olmasından değil onların bir yöntemi olmasındandır. Kısacası günlük iletişimde ya da ifadelerde dilin yeri neyse formel bilimlerde de matematik aynı noktadadır.</p>
<p><span id="more-42"></span></p>
<p>Bilgisayar teknolojisi ve işleyişi mekanik sistemlerin yerini alarak hayatımıza girmeye başladı. Fiziksel koşullar yerine (a mili b çarkını döndürürse c pistonu x yönünde hareket etsin gibi), elektriksel koşullarla alet üretiminin gerçekleşmesi su anda bilgisayar olarak karşımızda. Daha bir üst aşama olarak, elektriksel koşul ifadelerini gerçekleyen genel amaçlı işlemcilerin programlanabilir yapısı sayesinde insanın daha da kolay anlayıp ürün geliştirebildiği programlama dilleri oluştu. Sonuçta fizik, matematik, kimya hepsi bilgisayar sistemlerinin işleyisinde bir derece öneme sahiptir. Örnegin mikroişlemci teknolojisini geliştirmek amaçlı çalışan bir grubun yarı iletken teknolojisi konusunda ilerleme sağlaması için ciddi atom modeli bilgisine sahip ekip üyeleri olmalıdır. Bu şekilde baktığımızda bilgisayar alanında bir çalısma yürütmek mi yoksa bir matematikçi olarak mı çalışmak istediginizin netleşmesi gerekir.</p>
<p>Matematikçi olarak bilgisayar bilimlerine ilgi duyuyorsanız, bir sınırlama yoktur. Hangi alan daha cekici geliyorsa o noktayı inceleyip matematiksel modellemelerdeki eksikler üzerine fikir yürütebilir ya da mevcut modelleri inceleyebilisiniz. Ancak asıl alanınız bilgisayar ise, daha seçici olmanız gerekir. Matematiğin görece daha yoğun kullanıldığı alan olarak yazılımı söyleyebilirim. Ancak bu bile tamamen yapacağınız uygulamaya bağlıdır. Mesela Grafik arabirimli üst seviye bir dilde, ilköğretim eğitimindeki<br />
matematik işinizi (buna veritabanı kısmı da dahil) görürken, optimizayson yapan bir yazılımla ugraşıyorsanız, bir matematikçinin o alandaki calışmaları bile size yetersiz gelebilir. Asıl ayrım noktası burasıdır. &#8220;Programcı&#8221; olmak için her bilgiyi bilmeniz gerekmez, ihtiyaç duyabileceğiniz yazılımsal kütüphanelerdeki nesnelerin ya da fonksiyonların nasıl kullanılacağını bilmeniz yeterlidir. Ama mevcut olanlar işinizi görmüyorsa, ya da yeni bir yöntem geliştirilmesi gereken bir alanda yazılım geliştirici olarak çözüm sunmak istiyorsanız (ki işler her zaman istekler doğrultusunda olmaz) o zaman matematiksel yaklaşımlara ihtiyaç duyarsınız. Çünkü bu bütünü oluşturan her parçanın altında diğer bilim dallarına kıyasla çok daha fazla mantıksal işleyiş ve cok daha fazla matematiksel model vardır. Bilgisayar alanında derinlemesine çalışma yapmak isteyen kişiler için bu alandaki matematik bilgisinin cok iyi olmasi kaçınılmazken, sadece sınırlı alanlarda programlama ile uğrasan kişiler için temel bir bilgi düzeyi (orta öğretim müfredatı) yeterli olacaktır.</p>
<p>Tecrübelerimden bildiğim kadarıyla en çok matematiksel yöntem oyunlarda kullanılıyor. Grafik modellemeler için lineer cebir ve geometrinin çok ciddi bir bölümü kullanılıyor. Oyun senaryolarında çok fazla olasılık kuramı kullanılıyor. Diğerlerinden farklı olarak hazir kütüphaneler  kullansanız bile oyun karakterlerinin hareketi tamamen uygulama bağımlı olduğu için belirli bir koordinat sitemine göre calışmanız gerekiyor ya da oyun akışında karsılaşılacaklar ihtimallere göre belirleniyor. Burda bile yeni yöntemler geliştirecek kadar derin bir bilgi yerine varolani anlayacak kadar bir matematik bir çok durumda yeterlidir. Genel olarak bilgisayarda matematiğin en cok kullanıldığı noktalar ozellikle lineer cözümü olmayan işlemlerin bilgisayara yaptırıldığı yerlerdir. Yapay zeka uygulamaları, lineer olmayan optimizasyon işlemleri ya da çok yüksek veri işlenmesini gerektiren lineer yontemlerde bu gruba dahil edilebilir. Eğitim amaçlı matematiksel yazılımları, ya da mühendislik yazılımlarını bu alanın dışında tuttum. Çünkü MatLab, ya da Mathematica gibi yazılımları ortaya çıkarmak için gereken matematik bilgisi bir insanin sınırlarının çok ötesinde olabilir.</p>
<p>Matematik ve bilgisayar ile ilgili daha çok görüs ariyorsaniz programcıların yer aldığı mail gruplarındaki fikirleri de gözden geçirmenizi neririm. Bu konudaki tartışmalardan biri, C ve Sistem Programcılari Derneği&#8217;nin mail grubunda olmuştu. <a href="http://www.csystem.org">www.csystem.org</a> adresinden gruba üye olarak arşivden bakabilirsiniz. &#8220;Matematik ve Programlama&#8221; başlıklı mesajlar tam olarak sizin sorunuzla ilgili kişisel görüşlere yer vermekteydi.</p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=42&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2009/01/23/matematik-ve-bilgisayar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MobiWar</title>
		<link>http://www.alicihan.com/2008/10/29/mobiwar/</link>
		<comments>http://www.alicihan.com/2008/10/29/mobiwar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 13:42:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alicihan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mobil oyun]]></category>
		<category><![CDATA[mobile game. mmog]]></category>
		<category><![CDATA[mobiwar]]></category>
		<category><![CDATA[online oyun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alicihan.com/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[MobiWar, cep telefonu üzerinden oynanması amaçlanarak geliştirilmiş online multiplayer bir oyun. Birçok online oyun arasında mobiwar ayrı bir yerde duruyor çünkü diğer oyunlarda asıl oyun platformu browser olarak düşünülmüş ve geliştirilmiş. Oysa mobiwarda asıl platform olarak cep telefonları düşünülmüş. Mobiwar oldukça basit kaynaklar ve ünitelerle oldukça fazla strateji geliştirme şansı sunabildiği için başarılı bir oyun. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.alicihan.com/wp-content/gallery/mobiwar/mobiwar.jpg" alt="Mobiwar" style="float:left;border:1px solid #666666;margin-right:6px;margin-bottom:6px;margin-top:5px;padding:3px;" />MobiWar, cep telefonu üzerinden oynanması amaçlanarak geliştirilmiş online multiplayer bir oyun. Birçok online oyun arasında mobiwar ayrı bir yerde duruyor çünkü diğer oyunlarda asıl oyun platformu browser olarak düşünülmüş ve geliştirilmiş. Oysa mobiwarda asıl platform olarak cep telefonları düşünülmüş. Mobiwar oldukça basit kaynaklar ve ünitelerle oldukça fazla strateji geliştirme şansı sunabildiği için başarılı bir oyun. Bu oyunu yapanların tamamen Türk mühendisler olduğunu da göz önünde bulundurunca daha da özel oluyor.</p>
<p> Oyundaki karakterler özellikle fantastik hikayeleri sevenler için ilgi çekici olacaktır. Elfler süvariler ejderhalar gibi ünitelerle savaşıyorsunuz. İlk başta mobil oynandığı için ücretli olması itici gelmişti oysa 40 kontör karşılığı aylık ücretsiz bağlantı paketi alırsanız (5-6 YTL gibi bir ücret) her yerden oyunu rahat rahat oynayabiliyorsunuz. Browser tabanlı online oyunları takip eden biri olarak bazen askelerimi kontrol etmek için internetin başında bulunamıyorum. Ayda en az 7-8 kere bu tür durumlardan dolayı internet kafeden vs. bakmak durumunda kalıyorum. Bir de oyun içi eksta özellikleri de satın alınca toplamda ayda 15-20 YTL gibi bir ücret ödediğimi farkettim. Mobiwarın henüz ekstra özelliklerini almadım ancak alsam dahi 10-12 YTL gibi bir aylık maliyeti oluyor ve istediğim an istediğim yerden ulaşabiliyorum. Bu tarzın, yani mobil erişimin ilerde diğer online oyunlar tarafından kullanılacağına eminim. Teknolojinin bu alanında öncülük etmemiz ayrıca gurur verici. Oyunsever arkadaşlara en azından ilk 1 haftalık ücretsiz deneme süresinde oyunu denemelerini tavsiye ederim. </p>
<p>Oyun hakkında daha fazla bilgiyi mobiwar&#8217;ın kendi sitesinden öğrenebilirsiniz.</p>
<p><a href="http://www.mobiwar.com">www.mobiwar.com</a></p>
<img src="http://www.alicihan.com/?ak_action=api_record_view&id=27&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alicihan.com/2008/10/29/mobiwar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

