Başlıkta kullandığım üslup ile belki havaya girer de bir yazar edasıyla işe girişir birşeyler çıkartırım diye düşünüyorum. Sürekli teknik işlerle uğraşmaktan yazı yazamaz düşüncelerimi aktaramaz olmuşum. Neredeyse bir programalama dilinde ifade edeceğim kendimi. Bir akadaşım bana yazı yazmanın en güzel yolu olarak aklıma gelen ilginç konulardaki fikirlerimi not almamı daha sonra fırsat bulunca yazmamı önermişti. Her ne kadar gün içinde fikirlerimi not almaya fırsatım olmasa da aklımdan geçenlerin hemen hepsi ya teknik bir konuda ya da siyasi olaylarla ilgili yorumlar ki siyasi olanları buraya yazarsam herhalde ömrümün geri kalan kısmında hem okumaya hem de yazmaya bol bol vaktim olur. Teknik konularda ise kendimi frenlemekte zorlanıyorum ama yazmamaya and içtim kendimce. Bari burda olmasın değil mi? Hatta dayanamadım ilk ciddi yazılarımdan birini yine C Programlama dili ile ilgili yazdım. Geçen gün de çok zor temizlediğim bir trojan hakkında yazacaktım, en azından aynı sorunla karşılaşanlara çözüm sunarım diye ama sonra vazgeçtim. Nedir bu saplantı yani, siteye yeni sayfa ekliyorum PC Donanım diye. Oysa şiirler, edebi yazılar falan olsa daha da bi güzel olacak ama kafayı yamultmuşuz tek tarafa çalışa çalışa (ki ağır aksak çalışıyor son zamanlarda) iyice paslanmış beynimin duygusal kısımları. Biraz daha antrenmanla güzel işler çıkacak, biraz daha bekleyeyim kendimi.
C bir programlama dilidir. Bilgisayar dünyasında çığır açan, bir devri kapatıp yenisini açan ve dönemi içerisinde yazılmış en gelişmiş dildir. Yapısal programlama kavramını çok iyi uygulatan ve donanımsal hakimiyet konusunda da en iyi olan dildir. Birebir assembler a çevrilebilecek şekilde tasarlanmıştır. Temel amacı sistem programlamaya yönelik olsa da oldukça geniş bir kullanım alanına sahiptir. Şu ana kadar en uzun süre kullanımda kalan ve güncelliğini hiç yitirmeyen bir dildir. Hatta önümüzdeki 10 yıl içerisinde de os yazımı, low level (alt sevye) uygulamalar ve embedded (gömülü) sistemlerde kullanılmaya devam edecektir. Programlamayı C ve C++ sıralaması ile tam anlamıyla öğrenen bir programcı başka bir dilde calışmaya çok kısa sürede alışacaktır. (more…)
İnsanların genel davranış ve yargıları hakkında kafa yormak oldukça güzel noktaları yakalamamızı sağlayabiliyor. Güzel noktaların yanında insanların kötü niteklikleri de bir güzel açığa çıkıyor. Şimdi gündelik hayat tesbitlerimden önemli birinden bahsedeceğim. Fantastik (büyülü, cinli, perili) filmlerde ya da mitolojik hikayelerde insanların hep erişmek istediği üstün nitelikler vardır. Mesela uçmak, uzaktaki birilerini görmek, ya da elinden kıvılcımlar atarak sağı solu harabetmek, hatta elinden ateş çıkarıp istediği yeri yakmak gibi. Mitolojik hikayeleri geçtim hala filmlerde bu nitelikteki insanlar olağanüstüymüş gibi bize sunuluyor. Oysa bu niteliklerin hepsine fazlasıyla sahibiz. Sırayla açıklayayım. Uçma kısmı mesela, uçağa binen herkesin hem de çok çok daha hızlı bir şekilde yapabileceği bir eylemdir. Bu durumu basite indirgemiye çalışmıyorum sadece uçmanın mantıklı bir açıklaması olduğu zaman ve bunu herkes yapabildiği zaman büyüsünü yitirdiğini belirtiyorum. (more…)
1 Eylül 2007 itibariyle web sitem yayına başladı. O kadar web sitesi tasarımı ve kodlaması ile uğraştıktan sonra kendi sitemi ancak yapabildim. Blog kavramını ilk gördüğümde bu ne işe yararki diye düşünmüştüm. İnsanlar neden ineternette kendileri hakkında yazılar yazmak istesin ki? İncelemeden karar vermek hataymış. Şimdi ise insanların kendilerini ifade etmekten büyük haz duyduğu internet ortamı için blog kavramının ilerde daha da önemli olacağını düşünüyorum. Kendi bilgi ve tecrübelerimi, yaşadıklarımı ve aklıma gelen ilginç fikirleri buradan sizinle paylaşacağım. Bakın şimdiden kaptırdım kendimi, hitap ve ifadelerim değişmeye başladı. Artık bir okur kitlem var ne de olsa.
Bu yazıya başlarken en zor yazımın ilki oalcağını biliyordum. Çünkü blog un veritabanını oluşturmak, güzel bir arayüz seçmek vs. gibi işlerle uğraşırken biraz da bıkkınlık geldi ve yazı yazacak enerjim de kalmadı. Bilgisayar ile çalışanların genel sorunlarından birisidir bu, “artık bitse de kurtulsak” durumuna geldisyseniz yaratıcılığınız körelmeye başlar ve yaptığınız işler sizin için işkenceye dönüşür yavaş yavaş. En güzeli ara vermektir. Uzatmadan açılış yazımı burda sonlandırayım.